Dönüp, Dönüp, Dökülenlere?
Bir merdivenden aşağı bakıyorum, işte oradayım.
Aklımla, fikrimle, hatamla, doğrumla ama en çokta olmak istediğim versiyonumla.
10-15 basamak aşağıdayım ve işte çıkıyorum yukarı.
10-15 yıl gibi hissettiriyor. Her adımda başka bir şey düşünüyorum.
Bir adım daha. Bir adım daha. Aslında tam o an anlamıştım. Anlamıştım vardığım yerde barınamayacağımı.
Yine de tırmandım, yine olsa yeniden tırmanırdım.
Özel hissediyorum biliyor musun? Yarattığım dünyanın etrafında dönüyor, dönüyor, dökülüyordum.
Kafamın içinde kaç ses susturuyor, kaç mahkeme kuruyor, kaç kez haklı buluyorum kendimi?
Farkındalık bana bahşedilen en rezil huy gibi.
Kaybolmak istiyorum bi sokakta. Uzunca, gürültü bir sokakta. Herkes sarhoşken ben ayık kalmak istiyorum. Herkes dönsün ve dökülsün ben seyir etmek istiyorum. Çünkü bazen zaman yavaşlar, etraf önemi yitirir, gürültü uğultuya döndüğünde bulursun kendini.
Bence bu da bir tür kaybolma hali?
Saçlarımı nereye atsam bilemiyorum. Sola atsam görünmez gibi olacağım sağa alsam çıplak gibi kalacağım.
Saçlarımı nereye atsam?
Artık yorduğum, özensiz çarşaflara serdiğim bedenimi nereye atsam?
Ben biliyorum, bana nasıl öleceğimi göstermiştin.
Ama ben aramaya hevesliydim kendimi.
İşte bunu defterinin bir kenarına karala;
Görmek, gözünün açık olmasından ibaret değildi her zaman.
Göründüğü gibi olmadığını a n l a. . .


Yorumlar
Yorum Gönder